tekrar tekrar izlenesi filmler listem

izlemekten keyif aldığım, düşünmeden tekrar izleyebileceğim filmleri listeledim. (film hakkındaki görüşler film sayfalarına aittir.)

1.dedemin insanları
Ozan, Ege’nin sevimli ve küçük bir sahil kentinde geniş ailesiyle yaşayan 10 yaşında bir çocuktur. Ailesinin kökenleri şimdi Yunanistan’a bağlı olan Girit adasına dayanmaktadır ve dedesi Mehmet Bey zamanında mübadele ile Türkiye’ye göçmek durumunda kalan Giritli bir göçmendir. Bu yüzden mahallede Ozan’a arkadaşları “gavur” diye seslenmektedir. Dışlanmaktan korkan Ozan ise gavurluğu reddederek “Biz Türküz!” diye ailesine ve dedesine kafa tutar.

Yaşadıkları kasabanın saygın eşrafından olan Mehmet Bey ise çevresindeki herkese el uzatan, yardımsever biriyken torununun bu hırçın haline üzülmektedir. Kendisi henüz 7 yaşında küçük bir çocukken Giritten İzmir’e göç etmek zorunda kalan Mehmet Bey, şimdi torununa atalarının geçmişini, doğduğu toprakları ve içinde sakladığı özlemi Ege’nin mavi sularına bıraktığı şişelerle anlatacaktır…

Çağan Irmak, Babam ve Oğlum ile çok başarılı olduğu sulara, Dedemin İnsanları ile geri dönüyor. Most Production ve Ay Yapım’ın yapımcısı olduğu, Çağan Irmak’ın senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği Dedemin İnsanları, küçük bir kasabada yaşayan on yaşında bir çocuk ve dedesi aracılığıyla, bir ailenin ve bir ülkenin geçirdiği büyük değişimi anlatıyor. Filmin mübadele yıllarına uzanan hikayesi I. Dünya Savaşı ile değişen, parçalanan hayatları sinemaya taşıyor… Çekimleri yaz aylarında tamamlanan filmin oyuncu kadrosunda başta Çetin Tekindor, Hümeyra, Mert Fırat ve Yiğit Özşener olmak üzere birçok ünlü isim yer alıyor…

 

2.truman show
Truman çok güzel bir adada yaşamaktadır… Fakat bu ada, Truman dışında her şeyin sahte olduğu bir ortamdır ve doğduğu günden itibaren devamlı olarak seyirciler tarafından izlenmiştir. Truman, bunun hiç farkında olmaz,  ta ki öldüğünü sandığı babasını görene dek.

 

 

3.bu son olsun
Yaşar, Apo, Kovboy Ali, Cevat ve Ertuğrul’un hayattaki tek gayeleri, karınlarını doyurmak ve en büyük tutkuları olan şaraptan bir gün bile olsun ayrı kalmamaktır. Günübirlik yaşayan bu beş kişi, gayelerine ulaşabilmek için zamanın fırtınalı politik atmosferinden dahi faydalanmasını bilir. Sokaklarda yaşayan bu beş evsiz 12 Eylül 1980 sabahı geldiğinde sokağa çıkma yasağı ile karşı karşıya kalırlar. Ancak onların gidebilecekleri tek evleri vardır; o da yine sokaklardır. Yaşanan bir dizi yanlışlıklar komedisi sonucu kendilerini siyasi mahkûmlarla birlikte aynı cezaevinde bulurlar.

Cezaevi yönetimi arasında ise bir güç savaşı mevcuttur. Uzun yıllardır cezaevini dilediği gibi yöneten Cezaevi Müdürü Hızır, 12 Eylül askeri müdahalesi ile cezaevine atanan Yüzbaşı Kenan’ın üstü olmasından memnun değildir. Bu esnada diğer cezaevi personeli de yaşanan yeni durum içinde kendilerine iyi bir yer edinme peşindedir. Bu keşmekeş Yaşar ve arkadaşları için iyi bir fırsattır ve bu fırsatı değerlendirip kendilerine rahata erdirmeyi bilirler. Ancak zamanla içeride yaşananlara gönlü elvermeyen Yaşar, dışarıdan da tanıdığı mahkûmları kurtarmak ve duvarların birbirlerinden ayırdığı Sinan ile Lale çiftini tekrardan kavuşturmak için bir plan yapar…

Orçun Benli’nin yazıp yönettiği ilk uzun metrajlı film olan Bu Son Olsun, 12 Eylül’e mizahi bir bakış atıyor. Filmde beş evsiz arkadaşı canlandıran Mustafa Uzunyılmaz, Orhan Eşkin, Ferit Kaya, Volga Sorgu ve Ufuk Bayraktar’a Engin Altan Düzyatan, Hazal Kaya ve Deniz Uğur gibi isimler de eşlik ediyor…

 

4.marslı
Mars’daki bir görev sırasında çıkan bir fırtınayla ekipten ayrı kalan ve o noktadan sonra da geride kalanlar tarafından bulunamayınca ölmüş olarak kabul edilen bir astronotu anlatıyor. Senaryo da bu astronotun hayatta kalma mücadelesini aktarıyor. Söz konusu olan karakter oldukça şahsına münhasır, kendisiyle dalga geçebilme yeteneğine sahip esprili bir adam. Yani bir yandan çok dramatik, öte yandan da eğlenebileceğiniz bir adam.

 

 

5.takva
Aile evinde tek başına yaşayan, sessiz, koyu dindar, eline kadın eli muhtemelen değmemiş, düzenli olarak mahallesindeki camide zikir törenlerine katılan Muharrem, filmin ana karakteri. Tabelaya göre araştırma vakfı olan tarikatın şeyhi, mülklerinin kiralarını toplamak ve diğer mali işlerle ilgilenmek görevini ona veriyor. Kendisine tahsis edilen takım elbiselerle, cep telefonu ve dizüstü bilgisayarıyla, özel şoförlü arabayla, özellikle onunla iş yapmak isteyen insanlarla etrafı çevrilen Muharrem, yavaş yavaş değişmeye, yozlaşmaya, kontrolünü kaybetmeye başlıyor. Bu arada, hakkında cinsel fanteziler kurduğu kadını da rüyalarından çıkaramıyor.

Erkan Can tarafından başarıyla canlandırılan Muharrem karakterinin geçirdiği değişimi ele alan Takva, toplumumuz için çok nazik bir konuya nihayet el atmasıyla önemli bir noktada duruyor. Fakat, ne kimilerinin kızmaya hazır olduğu kadar eleştirel bir tutumu var ne de çoğu entelektüelimizi memnun edecek kadar saldırgan. Zikir alemlerini izlerken, böyle insanların bu ülkede gerçekten yaşıyor olmasına öfkelenecek insanlar tanıyorum ama filmin kendisi aslında bu öfkeyi paylaşır gözükmüyor. Kendini dindar addeden kimi insan ve/veya kurumların ikiyüzlü olabildiklerine vurgu yapıyor tabii ya da sistemli bir şekilde yayıldıklarına, güçlendiklerine. Ama başta şeyh olmak üzere bu karakterlere belli bir hürmetle yaklaşıyor. Meray Ülgen’in müthiş bir perde hakimiyetiyle etkileyici kıldığı şeyh karakteri, izleyicide ancak saygı uyandıracak biçimde çiziliyor. Şimdi, kabul etmeliyiz ki buna kızacak da pek çok kişi var, bundan memnun olacak da.

 

6.çanakkale çocukları
Çanakkale Çocukları bir annenin çocuklarını savaştan alma çabasını anlatıyor.
Bir anne rüyasında iki oğlunun Çanakkale savaşında birbirini öldürdüğünü görür. Üstelik biri İngiliz diğeri Osmanlı siperindedir. Bunu kocası Kasım bey’le paylaştığında kocası onun delirdiğini düşünür. Ancak evlatlarının tehlikede olduğunu hisseden annenin durmaya niyeti yoktur…
Bir annenin yüreğindeki sesin peşine takılarak çıktığı bu yolculuk Çanakkale Savaşının kanlı meydanlarına kadar onu sürükleyecektir…
İki ayrı cephe de iki düşman kardeş… Bir anne onları kurtarabilir mi?

 

7.tehlikeli oyun (okul )
‘Güçlü ve süper akıcı. Genç kadrosu ve başarılı performanslarıyla Gansel’den zinde bir yönetmenlik.’
1967 yılında California’da yaşanmış gerçek bir olayı günümüz Almanyasına aktaran , The Wave ’Tehlikeli Oyun’, faşizmin köklerine dair etkileyici ve güncel bir hikaye.

Film, enerjik ve karizmatik bir öğretmen olan Rainer Wegner’ın otokrasi üzerine verdiği ders ile başlar. Öğrencilerin ilgisizliği üzerine dikkatlerini çekmek için bir deney yapmaya karar verir: Öğrencilerinden kendisini liderleri olarak kabul etmelerini ve kendisine Mr. Wegner diye hitap etmelerini ister. ‘Disiplin aracılığıyla güç’ moto’sunu seçer; bir logo yaratır; herkese beyaz bir t-shirt giydirir ve gizli bir işaretle iletişim kuran bu gruba ‘The Wave’ adını verir.

Öğrenciler, umulmadık bir şekilde bu birlikteliğin oluşturduğu güçten zevk almaya başlarlar. Kısa bir süre içerisinde yeni keşfedilen bu disiplin, diğer okul aktivitelerinde de kendisini göstermeye başlar ve gruba yeni üyeler katılmasını sağlar.

‘The Wave’ başlangıçta gençler için saf bir inanç, birlik ve dayanışma ifade etse de kişisel düşünce, değer ve inançlarının ortak bir paydada hareketlendirilmeleri ile giderek kontrolden çıkarlar ve bu durum çok kısa sürede farklı boyutlara ulaşır. 

 

 

8.hacıvat ve karagöz neden öldürüldü
Karagöz ile Hacivat güldüren ve aynı zamanda da düşündüren sohbetleri ile karşımızda. Mekan Bursa ve zaman da 14. yüzyıl. Anadolu’daki Moğol tehlikesi mevcutken halkın büyük bir kısmı firarda. Bursa yeni yerleşim alanları. Hem halk hem de çeşitli devletlerin ve beyliklerin liderleri de bu kente sığınır. Dinleri, dilleri farklı olan insanların bir arada yaşadığı Bursa kaosa dönüşür. Osmanlı da, İmparatorluğu’nun ilk tohumlarını atmaktadır. Akıllı ama cahil, sinirli ama komik Karagöz, kendisinin aksi olan zekasını fırsatçılığı ile birleştirip her işten sıyrılan Hacivat ile tanışır. Orhan Gazi’nin adına yapılan caminin inşaatında beraber çalışmaya başlarlar. Bu sırada mizah yönü kuvvetli sohbetleri hemen farkedilir. Atışmaları sırasındaki komiklikleri o kadar ünlü olur ki, davetten davete koşmaya başlarlar.
Ancak şöhretin bedeli ağırdır.

 

 

9.iftarlık gazoz

1970’lerde bir Ege kasabasında yaşayan Adem, ilkokulu yeni bitirmiştir. Yazı çalışarak geçirmek isteyen Adem, ailesinden zorlukla da olsa izin alır ve Gazozcu Cibar Kemal Usta’nın çırağı olur. Ramazan ayı gelmiştir ve Adem bir yandan çalışırken oruç tutmaya niyetlenir. Ancak alışkın olmadığı için çalışırken oldukça zorlanır, serap görmeye başlar. Bu gün, Adem’in hayatının en uzun günü olacaktır.
Çekimleri Muğla’da yapılan filmde ünlü sanatçı Cem Yılmaz da filmde yer aldı.

 

 

10.çöküş
Hitler ve yakın arkadaşları kendilerini sığınaklarda güvene almışlardır. Aralarında Führer’in özel sekreteri Traudi Junge de vardır. Berlin artık düşmüş bir kaledir fakat Hitler, şehirden çıkmayı ve teslim olmayı kabul etmemektedir. Halkının tüm fertleri dışarıda yok edilirken o, son yolculuğuna hazırlanmaktadır. Birlikte intihar etmeden birkaç saat önce Eva Braun ile evlenirler. Cesetleri düşman eline geçmemesi için yakılır. Führer’in peşinden yıllarca sadık bir şekilde gitmiş birçok insanın durumu da farklı değildir. Berlin düşerken herkesin ölümle yaşam arasında seçim yapma saati giderek yaklaşmaktadır.

 

11.itirazım var
Eski bir boksör olan Selman Bulut, artık imamlık yapmaktadır. Günün birinde, çalıştığı camide bir cinayet gerçekleşir. Polisin olayın üzerinde hiç durmaması üzerine Selman, cinayeti çözmek için tek başına çaba göstermeye başlar.
Leyla ile Mecnun dizisiyle büyük bir şöhret kazanan Onur Ünlü’nün yönettiği filmde, yönetmenin vazgeçemediği isimlerden Serkan Keskin başrolde oynuyor. Keskin’e Hazal Kaya, Büşra Pekin, Öner Erkan ve Osman Sonant gibi isimler eşlik ediyor.
Gösterime girmeden önce +18 yaş sınırı getirilen film, daha sonra +15 olarak sınırlandırıldı.
Başrolünde Serkan Keskin’in yer aldığı polisiye türündeki filmin senaryosu ve yönetmenliği Onur Ünlü’ye ait. Diğer rollerde ise Hazal Kaya, Büşra Pekin, Öner Erkan ve Osman Sonant gibi isimler bulunuyor.

 

12.diren
Sarah Gavron’ın ikinci uzun metrajlı kurmacası, tarihin ilk feminist hareketlerinden birini başlatan kadınların, gittikçe acımasızlaşan hükümete karşı yürüttükleri mücadeleye odaklanır. Gizli buluşmalarla bir araya gelen bu grubun üyeleri işçi sınıfı kadınlarıdır ve hareketin ilk safhalarında barışçıl yöntemler izlerler. Ancak hem çalışma koşulları hem de kişisel hayatları için verdikleri eşitlik savaşı, zamanla daha radikal bir boyuta taşınmak zorundadır. Film bu ekibin bir üyesi olan Maud’un hikayesini ele alıyor. Bir paketi teslim etmeye giderken eylem yapan süfrajetlerin arasında kalan Maud, eylemciler arasında kendisiyle aynı çamaşırhanede çalışan Violet’ı görür. Maud’un harekete olan ilgisini fark eden Violet, onu süfrajet hareketine ve oy haklarını savunmaya ikna etmek için çabalar. Tüm risklerin farkında olan Maud, oy hakkını kazanmadan kadınlar için iyi bir gelecek olmayacağını anladığında, ilham verici bir lider olan kimyager Edith ile tanışır ve hareketin içine daha fazla dahil olur. Bundan sonra süfrajetlerin içinde hem sözcülük yapması hem de eylemlerde ön plana çıkması nedeniyle göze batan Maud, bir gösterinden sonra tutuklanır ve bir hafta boyunca hapiste kalır. Bu travmatik deneyim boyunca tanıştığı süfrajetlerin adanmışlığı onu hem ürkütür, hem de hayran bırakır. Kendini hareketten ne kadar uzak tutmaya çalışsa da, bu adaletsizliğe karşı duyduğu öfke, onu hareketin içine daha çok çekip hareketin lideri olan Emmeline Pankhurst ile tanışmaya dek götürür. Filmin oyuncu kadrosunda Helena Bonham Carter, Meryl Streep, Carey Mulligan, Ben Whishaw ve Brendan Gleeson gibi yıldız isimler başı çekiyor.

 

13.akıl oyunları
Akıl Oyunları (A Beautiful Mind) ünlü bilim insanı John Nash’in hayatını konu alan oldukça etkileyici bir filmdir. Nash, Nobel ödüllü ünlü bir matematikçi. Bu ödülü de ona senelerce üzerinde çalıştığı “Oyun Teorisi” kazandırmıştır. Fakat tüm bunların yanı sıra onu diğer dahilerden farklı kılan bir özelliği vardı, Nash aynı zamanda bir şizofreni hastasıydı. Hayatının uzun bir dönemini bu hastalıkla mücadele ederek yaşadı ve 25 yıl hastanede yattı. Uzun bir süre kimseyle konuşmadı ve matematiği tamamen bıraktı. Nümeroloji ile ilgilenmeye başladı. Öteki gezegenlerle dünya arasında elçilik yapan bir peygamber olduğunu düşünüyordu. Diğer galaksiler sadece onun anlayacağı şifreli mesajlar, rakamlarla dünya ile iletişim kuruyorlardı. Çevresindekiler başta tüm bunların şaka olduğunu düşündü; çünkü böylesine zeki bir adamın şizofren olabileceğine kimse inanamıyordu. İlerleyen zamanlarda ise hastalığını kendi çabasıyla yavaş yavaş yendi. Yani, bu akıl hastalığını da kendi aklıyla alt etmiş oldu. Böylesine zeki bir insanın bu denli etkileyici yaşam öyküsü de “Akıl Oyunları” filmi ile sinemaya uyarlandı.

 

 

14.arrival

Bilim-kurgu filmi olan Arrival’da, yabancı uzay gemisi aniden Dünya’daki yirmi farklı bölgede görülüyor. Uzaylılar  -heptapods adı verilen yedi kollu yaratık – birkaç kişinin konuşmak için gemiye gelmelerine izin vermek istiyor fakat bu iki türün anlaşmasını sağlayacak evrensel bir çeviri cihazı yok. Bunun yerine, Amy Adams ‘ın oynadığı, Louise Banks dahil, her ülkenin en iyi dil bilimcilerini çağırıyorlar.

Eğer uzaylılar dünyaya gelirlerse, onların dilleri muhtemelen herhangi insan dilinde bulanmayan zorlukları içerecek . “Dil bilimcilerin, insan dili ile ilgili keşfettikleri şey şu; diller kulağa çok farklı gelebilir ve dil bilgileri birçok farklılık gösterebilir fakat diller belirli kalıpların içine girme eğilimindedirler.” diyor Coon. Dolayısıyla bir insan dili hakkında belirli bilgi verildiğinde, dilbilimciler genelde dilin diğer özellikleri hakkında güvenilir tahminler yapabiliyor.

Uzaylıların dili, insanların dillerinin paylaştığı benzer kuralları takip etmek zorunda değil. “İnsanların dil öğrenme kapasiteleri birbirine bağlı gibi görünüyor.” diyor Coon. “Çünkü bu insan olmanın ve insan genetiğinin bir parçası, insan dillerinde aynı tür sınırlandırmaların ya da aynı tür benzerliklerin diğer canlılarda olması olası değil.”

admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

fenerbahçenin cocusu

Çar Ağu 15 , 2018
izlemekten keyif aldığım, düşünmeden tekrar izleyebileceğim filmleri listeledim. (film hakkındaki görüşler film sayfalarına aittir.) 1.dedemin insanları Ozan, Ege’nin sevimli ve küçük bir sahil kentinde geniş ailesiyle yaşayan 10 yaşında bir çocuktur. Ailesinin kökenleri şimdi Yunanistan’a bağlı olan Girit adasına dayanmaktadır ve dedesi Mehmet Bey zamanında mübadele ile Türkiye’ye göçmek durumunda […]