“doğayı yok etmek uygarlık oldu… “

milli eğitim bakanı prof. ziya selçuk 2018-19 eğitim öğretim yılının mesleki çalışma eylül dönemi açılış konuşmasıyla eğitimcilere seslendi. 25. yılını doldurmak üzere olduğum öğretmenlikte öncelikle meslektaşım olduğu için sonrasında eğitimle ilgili dolu, samimi görüşleriyle heyecan duyduğum, umutlandığım bir milli eğitim bakanı görmüş olmak güzel bir şey.  işte milli eğitim bakanının heyecan veren konuşması:

“Şunu biliyorum ki, Mevlana sema dönerken akşam olsa da eve gitsem diye dönmüyordu. Yunus şiirlerini yazarken bu iki kıtada böyle oluversin, nasıl olsa okuyan olmaz diye yazmıyordu. Mimar Sinan, nasıl olsa ben öldükten sonra yıkılır, diye bina inşa etmiyordu. Biz böyle gördük, bundan sonra da bize yaptığımız işin aşkıyla, layıkıyla, neşesiyle yapmak düşer. İltifat beklemeden marifete talip olmak hayalimiz.

Gökyüzündeki bulutlar değişir, açılır, kararır. Aslolan gökyüzü olmaktır, bulut olmak değildir. Bulutlar ya da şartlar ne olursa olsun öğretmen çocuğun hakkını sorgusuz ve peşin veren kişidir. Şartlar kötü olsa bile çocuğun hakkı pazarlık konusu bile olamaz.

Çocuğun hayatına dokunmak, onunla her gün göz göze gelmek, onun hayatında çocuk diliyle söylersek ´kocaman´ yer sahibi olmak, bazen anneden ve babadan dahi önemli bir yer tutmak, umut dolu çocuk dünyasının kaptanı ve kahramanı olmak. Öğretmenlik dediğimiz, tam da böyle bir şey. Öğrenmeyi “hükmedici bir öğretmen” olarak değil, “kolaylaştırıcı bir rehber” olarak yapmayı tercih etmek.

 

Bir öğretmen, öğrencisi için ya toprak olur ya bahçıvan. Topraksa çocuğun yetişmesi için her türlü koşulu hazırlar ve kucağında hayat bahşeder. Hayatın hediyesi ve emanetine sessizce hayranlık duyar. Bahçıvansa sürekli budamayı düşünür. Şurası olmadı, burası olacak der. Budayamazsa uzman bulur, budattırır. Ek dersti, etüttü, takviyeydi budar. Toprak her misafire hürmet eder. Bahçıvansa ayrık otu arar durur. Öğrencilerin, öğretmenlerinden beklediği ilk şeyin sevgi ve saygıdır.

Doğru eğitimi büyük binalar değil, büyük insanlar verir. Bu salonun girişinde ´İnsan, insanın gölgesinde yetişir.´ sözü misafirlerimizi karşılıyor. Zira şahsiyeti, şahsiyet bina eder. Güçlü bir şahsiyet olabilmek öğretmenin kendisini yetiştirmesinden geçiyor. Öğretmenlik çocuklara bir şey öğretmek değildir. Öncelikle ve hassaten öğretmenin kendi olgunlaşma serüvenidir. Kemalât ve kişisel gelişim yolculuğudur. Asıl yolcu öğretmendir. Çocukların gelişimi öğretmenin gelişimine doğrudan bağlıdır. Çocukları ancak ve ancak kendimize yatırım yaparak zengin kılabiliriz. Kamil bir öğretmenin koridordaki yürüyüşü bile derstir. Çocuklar ilk nazarda öğretmenlerin kalbiyle ilgilenir, beyniyle değil. O yüzden deneyimli öğretmenler bütün çocukların gözüne gözleri ve gülümsemeleri değmeden derse başlamaz. Bunun için çok yönlü öğretmenlere ihtiyacımız var.

Öğrencileri çok yönlü olarak yetiştirecek olanların öğretmenlerdir. Önümüzdeki süreçte, öğretmen eğitimleri, öğretmenlerin çok daha donanımlı, çok daha iyi yetişmiş bireyler olarak sistemimize girmesini sağlamak için çok büyük çaplı öğretmen eğitimi projeleri başlatacağız.

1970´lerden beri eğitim sistemimizin istikametinde bir değişiklik, bir kayıp var. Dünyanın 4´üncü büyük kırılmasına şahit olacağımız bir döneme giriyoruz. Bu, bizim için günlük operasyonlarla gerçekleştirilecek bir dönüşüm değil, çok daha büyük değişiklik, ekosistemin tümüyle değiştirilmesinin gerektiğini bir durum. Bu durumun maddi unsurlarını dönüştürmek çok zor değil. Çünkü Türkiye´nin imkânları giderek artıyor. Bugün bunu dönüştürmenin zihniyet tarafındayız. Talim Terbiye Kurulu’ndaki (TTK) görevim sırasında öğretmen, öğrenci sayısı konusunda hayal ettiğim birçok şey aslında bugün var. Çok mesafe almışız. Bunu dönüştürmenin zihniyet kısmındayız. Eğer sizin katkınız, desteğiniz olursa zihniyetin dönüşmesi çok daha kısalacak. Bu çağ bize ilginç mesajlar da veriyor.

İnsanı araçlarda zengin, amaçlarda yoksul kılan bir çağda yaşıyoruz. Doğayı yok etmek, uygarlık oldu bu çağda. Biz millet dediğimizde sadece insanlardan bahsetmemeliyiz, kurdu, kuşu, ormanı hepsini milletin içinde ele almalıyız. Bir soru sorma zaruretimiz var: Bizim dünyaya teklifimiz ne olacak? Bunun arayışı ve gayreti içindeyiz. Bilimi, toplumumuzun hayrı için kullanmak gerekliliği var. Mevcut uygarlığın bilimle, akılla yükselen değerleri var. Dünyadaki dördüncü büyük kırılmayı kavrayamazsak büyük sıkıntılarla karşılaşmamız mümkün.

Öğrenci sayımız hemen hemen 150 ülkenin nüfusundan daha fazla. Bu, hakkını verdiğimizde büyük bir nimet, hakkını veremediğimizde ise büyük bir külfetin habercisi. En küçük değişiklik on binlerce öğretmeni ve yüz binlerce öğrenciyi etkiliyor.

Bu çerçevede, sizinle yapacağımız mesleki çalışmaların da zaman içinde köklü bir değişime uğradığını fark edeceksiniz. Bu yıl mesleki çalışma programımızı titiz bir çalışma sonucunda yapılandırmaya çalıştık. Amacımız birlikte öğrenmeye devam etmek. Öğretmenler olarak en büyük yanılgımız Peyami Safa’nın deyişiyle üniversite bittiğinde eğitimimizin bittiğini sanmamız olacaktır. Diplomamız değil, daha sonra öğrendikleriniz ve yaptıklarımızdır ruhumuzdaki ateşimizi büyüten. O nedenle iyi bir öğretmen hiçbir zaman mezun olmaz, hep öğrenci kalır.

Mesleki çalışma programı dönemini en iyi şekilde değerlendirmek siz kıymetli öğretmenlerimizin elindedir. Bildiğiniz üzere öğretmenlerimiz arasında seminer dönemi olarak tanımlanan bu dönem tam da üzerinde taşıdığı anlam gibi yeni çalışmalara yön verecek bir tohumlama dönemi olabilir. Usta eğitimcilerin sizlere tavsiyelerini bulacağınız yeni hazırlanan videolar yeni başarılara yol açacak bu tohumlamanın aracı olabilir.

Siz bizim hikâyemizin baş kahramanlarısınız. Sizin bize desteğiniz olmadığı müddetçe başarmamız imkânsız. Sizden tek ricam birlikte, yeniliklere açık çalışmalar yürütmeniz: çalışmamız, çalışmamız. Eğitim hikâyemizin başarısı yolunda ihtiyacınız olan her konuda ben yanınızdayım. Öğretmen Ziya Selçuk olarak yanınızdayım.  Biz birlikte başaracağız. Eğer bu çorbada bizim de tuzumuz bulunsun istiyorsak birbirimize destek olalım. Hiçbir mazeret, hiçbir ideolojik görüş farklılığı çocuğun hakkını ihmal etmemize engel olamaz. Ülkemiz, milletimiz, ailemiz, çocuklarımız, bugünümüz, geleceğimiz ve tüm insanlık için. Bu birlikteliğe daha önce hiç görülmemiş biçimde ihtiyacımız var. Çünkü hedeflerimiz büyük.

 

Eğer biz büyük bir aileysek, 1 milyon öğretmenimiz var diye övünüyorsak, onların seslerine kulak vermemiz lazım. Geldiğimiz günden beri, sahadan her türlü yönetici ve öğretmen arkadaşlarımızı buraya davet edip onlarla birlikte çalışıyoruz. Buna benzer bir çalışmamız da “1 milyon öğretmen 1 milyon fikir” projesi olacak. Bu projenin önerisi de bir öğretmen arkadaşımızdan geldi. Bu kapsamda, alacağımız her kararı paydaşlarımızla tartışarak daha güzel daha pratik çözümler üreteceğiz.”

konuşma metni meb.gov.tr’den alınmıştır.

admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

"iyi birey, iyi vatandaş, iyi futbolcu"...

Sal Eyl 4 , 2018
milli eğitim bakanı prof. ziya selçuk 2018-19 eğitim öğretim yılının mesleki çalışma eylül dönemi açılış konuşmasıyla eğitimcilere seslendi. 25. yılını doldurmak üzere olduğum öğretmenlikte öncelikle meslektaşım olduğu için sonrasında eğitimle ilgili dolu, samimi görüşleriyle heyecan duyduğum, umutlandığım bir milli eğitim bakanı görmüş olmak güzel bir şey.  işte milli eğitim bakanının […]