kalbi kırık düşler geçti göçer kuşların ardına takılmış son ikindiyi beklemeden şimdi bak gökyüzüne mavisinde değilse bile bilirsin güneş orda görünmese de umut bir insan yüzünde bir de gökyüzünde alabildiğince mavisinde musa ertürk

çuvaldan çıkarılmış mızraklar derin dondurucuda bekletilmiş takva genetiği değiştirilmiş söylevler bulundu avm inşaatında dokuz sütuna yayın yasağından haberi olmadı eşrefi mahlukatın makyajli hüzünler geziyor meydanlarda ruju alligi rimeli göz alıcı örtünmüs vijdanlar soğan kadar olamiyor aglamasin tabi kimse ama dutta yemesin bulbul degil ki sonucta bir oncekinin kanina bir sonrakinin […]

23 Ağustos 1927 tarihinde saat 00:19’da Nicola Sacco ve Bartolomeo Venzetti yedi sene süren dava sonunda ve yedi dakika arayla elektrikli sandalye ile öldürüldü. Suçsuzlukları tam elli sene sonra ilan edildi. Sacco ve Vanzetti olarak tanınırlar genelde. Şarkılara isimleri geçmiş iki İtalyan göçmen. Biri 1891 diğeri de 1888 doğumlu. Tam […]

bir gün ya da bir gece ben de ölürüm benden öncekiler gibi ama siz hergün öleceksiniz tüm korkaklar gibi yarasalar alacak leşinizi geceyi temizlemek için karanlıktan gündüz gündüz olacak gece pürü pak musa ertürk

kapanır kapı kapanır soğuğunda kışın pencere kapanır göz kapaklarında gün kapanır göz kapaklarında dünya açılır bir başka gözde bir başka insanda dünya kadar umut korkulan avuç içi kadar umuttur hep taze hep filiz gonca hiç kapatamadıkları   musa ertürk

sanki gece her bir tarafımız alnımızdaki yazı sırılsıklam hüznün unutulan dili sesimize kanadı kırılmış kuş konmuş gördüğümüz kara bir düş olsa uyanacaktık oh çekerek yastığı yatağı öpüp koklayıp cellatlar güneşi asmanın telaşında bir yolculuktur bizimkisi yolu olmayan dilsiz bir haykırıştır öfkelerimiz kendine yol alan alıcısına ulaşmayan mektuplarken yoldaşı kahırsa zulümse […]

fırtınanın gürültüsünde boğulan günler kelepçe gibi ayaklarda ağırlık yapıyordu. alınan istemsizce her nefes kadri sorgulanmayan bir fazla nefesi arzuluyordu. tam bu sırada ne kadar kutsal varsa can veriyordu. her münafık kul gibi doğan güneş de. sarısından hüzün kırmızısında kan damlatıyordu. günün ilk ışıklarında avuçlanan gökyüzü göze maviyi içiremiyor, yıkamıyordu. gürültü mü […]

daha demin yeniydi an daha dün yaşanmıştı anı eskimeye ne kadar alışık ne kadar istekli yarına koşarken zaman musa ertürk

çocuk simit iste oyuncak iste mızmızlan uyumak isteme ama sen barış istiyorsun git çocuk git büyüde gel musa ertürk

bardak kıramazdım kazayla kalem silgi kaybedemezdim hatayla içlenirdim kızardım herkesin başına gelirdi oysa o sıra değer vermeyi öğrenmişim eşyalara değilse de insana çok sonra öğrendim bunu canları dahi saydıklarında musa ertürk