yağmur ıslatsaydı geçtiğin yerleri kokunu alırdım topraktan önce ya da toprağa değmis olsaydı ayakların aylakların izleri arasından seçer bulurdum oysa esrarengiz suçluların düşürdüğü parmak izlerini inceliyorum simdi askıda suretleri bırakılmış saçma gönül hikayelerine çıkıyor hepsi hepsi delice seviyor hepsi ölümüne dokunsaydın bir dala cirilciplak karanlik laciver bir mevsimdeki ruzgarin turkusunu […]

ben de senin gibiydim ama sen hep bir fazlaydın öyle diyordun belkide ondandır daha çok lükse “ihtiyacın” ondandır her arandığında kaf dağında bulunman günü gelmişti eşitlenmemizin hiç sevmesen de böyle bir şeyi sen yine bir fazla yaşamıştın ama olsun vakit tamamdı ben gittiğimde cebimde beni yaşatacak insanlarlayım sen giderken kefende […]

kanatlarina asılmış siluetleri gezdirirdi yoksulluğunda güneşin terorize vakitlerin kimliksizliğinde çarmıha gerilmiş muhammedi buldular ayak ucunda isa dua ederken hakka hasbihal yoktu sabah yoktu aksam çoktu selam kimsesiz bir piçdi melekler durmadan kitap indiriyor kitaplar satir satir kesiliyordu ben sizi tanışasınız diye kavimler halinde yarattım dedi bir ses harf harf ikra […]

kuşlarin yuvasina tünemiş irmagi bayira sürmüstük el kadar cüssemizle fil kadar nefsimizi besleyememiştik dinazorlarin son nefesini izliyorduk harap yeryuzunde yüz sürdüğümüzü kirleten pervasiz arzularimizla tutkumuz kadar tutsak kör algilarimiza elpence divan durmuşuz dumanı tüten dünya son nefesini verirken göçmen kuşlar döndü sonra biraktiklari yuvalarina manda inmiş söğüt dalından insan çıkmiş […]

kalbi kırık düşler geçti göçer kuşların ardına takılmış son ikindiyi beklemeden şimdi bak gökyüzüne mavisinde değilse bile bilirsin güneş orda görünmese de umut bir insan yüzünde bir de gökyüzünde alabildiğince mavisinde musa ertürk

çuvaldan çıkarılmış mızraklar derin dondurucuda bekletilmiş takva genetiği değiştirilmiş söylevler bulundu avm inşaatında dokuz sütuna yayın yasağından haberi olmadı eşrefi mahlukatın makyajli hüzünler geziyor meydanlarda ruju alligi rimeli göz alıcı örtünmüs vijdanlar soğan kadar olamiyor aglamasin tabi kimse ama dutta yemesin bulbul degil ki sonucta bir oncekinin kanina bir sonrakinin […]

bir gün ya da bir gece ben de ölürüm benden öncekiler gibi ama siz hergün öleceksiniz tüm korkaklar gibi yarasalar alacak leşinizi geceyi temizlemek için karanlıktan gündüz gündüz olacak gece pürü pak musa ertürk

kapanır kapı kapanır soğuğunda kışın pencere kapanır göz kapaklarında gün kapanır göz kapaklarında dünya açılır bir başka gözde bir başka insanda dünya kadar umut korkulan avuç içi kadar umuttur hep taze hep filiz gonca hiç kapatamadıkları   musa ertürk

sanki gece her bir tarafımız alnımızdaki yazı sırılsıklam hüznün unutulan dili sesimize kanadı kırılmış kuş konmuş gördüğümüz kara bir düş olsa uyanacaktık oh çekerek yastığı yatağı öpüp koklayıp cellatlar güneşi asmanın telaşında bir yolculuktur bizimkisi yolu olmayan dilsiz bir haykırıştır öfkelerimiz kendine yol alan alıcısına ulaşmayan mektuplarken yoldaşı kahırsa zulümse […]