korunur yuksek duvarlarla kopeklerle dikenli tellerle zavalli haneleri iki yuzlulukleri caldiklari gorunmez olur bicok haneden gözden uzak diyarlarda ağaçlar arasında kentin gürültüsünden zehrinden uzak yapma cennetlerinde korunur korkakliklari cesurluk nutuklari cekmek icin toplumdan kalabaliktan halktan korunur yikilmaz kaleleri kucuk saraylarinda mutlu insanligin yegane ölümsuz hanelerinde bir kole gibi nefes vermenin […]

caglar oncesinden manciniklariyla firlattiklari gozler deldi gokyuzumuzu kurumaya asip unuttugumuz kelimeleri cignedikce sakiz niyetine cesaret hapishanesinde muebbet kullar ozgurluk turkuleri soyler hep bir agizdan tamda bu sirada sira sira sinmisler ozgurce tutsakligin keyfine derin nefesler cekiyorlardi ve hepsi gomulurken ihtisamli cumlelerin nesnelerine kral hep aslandi cakallarin sayim yaptigi orman demokrasisinde […]

I. şimdi günleri sayarsın sıkılınca bazen saatleri de saydığın olur daha da sıkılınca özlemek vardı dersin dağların kavuşması gibiydi o dağ bu muydu dersin belki de dağın kışın karanlığında görünmeyipte yazın her günü tepesinden eksik olmayan güneşe seslenişi gibi örneğin ama özlemek yine vardır elini tutarken gözüne bakarken nefesini duyarken […]

I. kalk oturduğun yerden gökyüzünün tadını çıkaran bir kuş uçsun gözünden unut düşmanı zalime inanmış müridleri korkakları da unut II. eğer bir gün kuş olursam uçmam demeyeceğim ama yürüyenlere sürünenlere yüzenlere kem bir söz etmeyeceğim. eğer bir gün sürüngen olursam yine sürüneceğim ama uçana koşana zıplayana hin gözle bakmayacağım. eğer […]

bıraksalar güneş doğacaktı yeniden hiç doğmamış gibi şairler öldü bu kentte sizin kentte de olduğu gibi yerin dibinde maden aramaya değil kelimeleri gömmeye gittiler son kalan kalemler de dönmeyi düşünmeden bıraksalar güneş doğacaktı yeniden hiç doğmamış gibi oysa gelselerdi merhaba deselerdi onlara unuttukları sahici ve en sihirili kelimeyi fısıldarlardı kulaklarına […]

zaman ölüyordu dudaklarımda hece hece ve gece olanca haşmetiyle çöreklendikçe hırsızların arsızların hayınların küçük gayri resmi çetelerin cüzdanlarında ikametgah görünürdü gece hep korku salınan ve gündüz ama güpe gündüz bankalar siyaset tacirleri halk hokkabazları demokrasi cazgırları vardı tertemiz elbiseli gülen yüzlü peşlerinden koşmaktan yorulmadığımız “ne güzel komşumuzdu” hep sığındığımız zaman […]

cesetler satılıyordu, yedi yirmidört hizmet akdiyle gerçek alemde kayıt alemde selfie profil bedenler sessiz harflerden kelimelerken banka kartlarında yalnızca altı rakama dönüştürülen ruhlar daha önceden bedenden ayıklanmış ve alıcısına aynı iş gününde kargolanıyor her ayın başında ve onbeşinde tüketmek için ürettiklerini ayindeler vadaa duasıyla ve aptallar, ve salaklar, ve akıllılar, […]

yağmur yoğuran bulutlar geçer dudağı kurumuş damların üstünden hayal kuran çocukların gözleri değerdi o gökyüzüne aynı damların altında vakit akşam olup hava kararınca gündüzleri sererdi gecenin koynuna beyefendiler çocuklar gözlerini kapardı geceye

kentler yakılır mahzenler kurulur beton beton göğe direk elif desen degil sesler kırılır matem evinde sen sakrak selaya karışır altust eşrefi mahlukat desen değil şehir gibi susmalı o zaman gecesi ışıl ışıl olan

sen ne kadar ciplaksan kral da o kadar ama ayni degilsiniz yine zevkle zorunluluk nasil ayni olur degil mi ayağımızda taş olsaydı bağlanmış kilolarca bedenimiz zincirlenmiş olsaydı beton bir duvara yine de silkelenirdik kurtulmanın yollarını arardık oysa nefes bile alamıyorsak öldüğümüzü duymasınlar diye midir sessizliğimiz dumani yukselir acinin kente cani […]