bu acı hepimizi yakmalı

merak ettiğim konuyu içeren yazıyı, kitabı ağır da olsa okurum ve aklımda yer eder. ya da ihtiyaç duyduğum bir bilgiyi öğrenmek için okurken de sıkılmam. oysa öğrenciliğimde ders çalışmak bana zulüm gelirdi. ve bunları işimi yaparken aklımdan çıkarmıyorum hiç. evimizin karşısında inşaat vardı. çalışan işçileri izledim bir süre. bir tanesi tuğlaları sayıyor, hesap yapıyordu. aklıma okulda sorduğumuz problemler geldi. kuru, anlamsız, duygusuz, amaçsız problemler… sonra işçiyi düşündüm. acaba okulda problem çözebiliyor muydu? diye. genç bir erkekti. muhtemelen başarısızdı diye düşündüm. oysa şimdi problem çözüyor dedim kendi kendime. sonra dün sosyal…

devamı...

not defterimden 3:kiraz çöpü suyu alman modeli

az okuyup çok bilmek bize özgü müdür bilmiyorum. bu coğrafyanın dışına çıkma, görme şansım olmadı çünkü. futboldan tıbba, eğitimden politikaya bilmediğimiz yok. bir zamanlar bir reklamın sloganıydı sanırım:” ağzı olan konuşuyor”. tvlerde sağlıkla ilgisi olmayanların şu meyve şuna iyi geliyor yiyin, bu sebze acayip bişey yiyin demesi gibi eğitimle ilgili de herkesin bir şey “biliyor” olması enteresan geliyor bana. ve aslında eğitimle ilgili söylenenlerin hepsi de kulaktan dolma, klişeler olması kötüsü de çoğu meslektaşlarımın da aynı konumda olması. söz gelimi ünlü alman modeli bunlardan biridir. mesleğe yönlendirme meselesi yani. bir…

devamı...

not defterimden: olan geleceğimize oluyor

öğretmenlik mi yapıyorum bakıcılık mı belli değil. el kadar çocuklara okuma yazma öğretmek için türlü taklalar atıyorum. en sonunda severek yaptığım işten nefretim kabarıyor. en mehur klişelerdendir “ankaranın çankayasına göre hazırlanan müfredat…” diye… tam da bunu yaşıyoruz hatta en sarsıcı biçimde. dört yaşında ana sınıfına gitti diye beş yaşında ilkokula başlayan bebekler daha konuşma gelişimini bile sağlayamamışken onlara yetersizsiniz, sizden bir şey olmaz psikolojisini kanırtarak veriyoruz. sonra sosyal medyada travmaya giren çocukların videolarını görüyoruz. kimimiz gülüyor kimimiz acıyor ama kimse biz ne yapıyoruz demiyor. ne anne baba ne eğitim yöneticileri….…

devamı...

not defterimden

farklılık, farklılıklara saygı dendi mi birileri hoplar hemen. ama sakin olun yazı siyasi bir yazı değil. bugün derste karşılaştığım bir olayla ya da araçla ilgili. uzun süredir hayat bilgisinin ilk konuları arasında olan farklılıklara saygı konusu en işlenmesi gereken, üzerinde durulması gereken konulardan. hatta ilk zamanlar bu konu oldukça uzun süreliydi sonraları kırpıla kırpıla azaltıldı. ilk önce fiziksel özelliklerin farklılığından bahsediliyor haliyle yaş grubunun anlaması için. daha sonra ki yılllarda farklı yaşam ve düşünceye saygıya kadar gidiyor. fiziksel görünüşten alay etmeme üzerinde duruluyor. vb. karşılaştığım araçta ise farklı olmanın önemli olmadığı…

devamı...

herkes eşit ölecek ….

endüstriyel tarım ve hayvancılıktan elde edilen gdolu gıdalarla, kimyasal destekli hazır gıdalarla… olmazsa deprem, sel, tufan, kuraklık, susuzluk, küresel ısınma, ilkim değişikliği ile hepsi azar azar öldürür, öldürüyor. sigara gibi ama herkes eşit ölecek bu gidişle… hepsi kapitalizmin yaptıkları, ettikleri… ama kapitalizmi kim görecek değil mi ? göçmen düşmanlığı, islamofobi, antisemiztizm ve ırkçılık varken. herkes birbirini suçlarken, nefret ederken kapitalizm ne ola ki değil mi? “Yunan olmak Arnavut, Suriyeli, Amerikan, Alman, Türk olmakla aynıdır. Bir Yunan (diğerleriyle) aynı kıymette doğar ve aynı kıymette ölür…” diyor yunanlı bir çocuk. ama muhtemelen yunanlı milliyetçiler…

devamı...

sağlıklı gıda, gıda güvenliğinden günden

atalık tohumdan, endüstriyel tarımdan uzak yetiştirilen her gıda faydalıdır bu arada. tv, haber sitelerinde faydalı gıdalar, mucize besinler okumanıza hiç gerek yok… GDO’lu tohumların dünyadaki açlığa çare olacağı iddia edildi. ancak, amerikan üniversiteleri pek çok eyalette kurdukları 8 bin 200 tarla denemesi ile üç yıl süreyle GDO’lu soya ve mısırın verim düzeyini takip etti, GDO’lu soyanın GDO’suzuna göre yüzde 6 ila yüzde 10, GDO’lu mısırın da  yüzde 12 daha verimsiz olduğunu, kurak dönemlerde bu kayıpların çok daha yükseldiğini belirlemişler…. ülkede de futbol takımlarında da sol aranıyor…. bu arada yazın sonuna…

devamı...

memurun siyaset hakkı

ah şu siyaset. kimine helaldir, kimine zulümdür. konuya nerden gireyim derken bu cümle çıktı mı. iyi mi hayır . 12 eylülden sonra kamu çalışanlarına yasaklanan siyaset, toplumda da bir karşılığı vardı. üniversiteye giden çocuğuna aile aman ha siyasete bulaşma diyordu. aslında tam da sistemin istediği bir haldi bu. karışmama ve siyasetin uzağında durma hali. sanki siyaset uzmanlaşılmış bir alan, diğer kişilerin kullanılacağı bir yer gibi. yediğimiz ekmeğin, gıdanın içeriğini, içtiğimiz suyun niteliğini, kirlenen havanın, tükenen doğanın, hakların, hukukun, demokrasinin hepsi siyasetten olduğunu bilseydik keşke. ama konu bu da değil. konu…

devamı...

fenerbahçenin cocusu

oyunu zevk vermiyor. nerdeyse yarım sıfıra oynuyor. takımını seyrederken uyuya kalıyoruz. sağa sola geriye oynayarak topa fazla sahip olsan nolur. daha neler neler. elinde tek forvet altyapıdan yeni takıma katılan ahmethan köse varken bile onunla çıkmıştı maçlara. kalecinin ikiside birbirinden kötüydü. aldığı oyuncuyu oynatabilmek için hülleyle boluspora futbolcu  satan takımın hocasından bahsediyoruz. çok konuşuyor ama ne dediği belli değil diyordu spor yazarları. tribün aziz yıldırıma küsmüş olan aykut kocamana olmuştu. üstüne bir de zevksiz futbol propagandası eklenince sadece hocanın gücü, futbolcuların azmi ile ligi ikinci tamamlamıştı geçen sezon. şampiyonluğa oynayan…

devamı...