fırtınanın gürültüsünde boğulan günler kelepçe gibi ayaklarda ağırlık yapıyordu. alınan istemsizce her nefes kadri sorgulanmayan bir fazla nefesi arzuluyordu. tam bu sırada ne kadar kutsal varsa can veriyordu. her münafık kul gibi doğan güneş de. sarısından hüzün kırmızısında kan damlatıyordu. günün ilk ışıklarında avuçlanan gökyüzü göze maviyi içiremiyor, yıkamıyordu. gürültü mü […]

Okulda hep ağaçlar akciğer gibidir, temizleyicidir derlerdi. Kimileri bunu yanlış anlamış. Tek bildikleri temizlik sıçtıkları yeri, ellerine işeyip temizlemek onların.

geceden yorgundu. aslında zaten sabaha karşı uyumuştu. gözleri uykusuzluktan, dumandan kırmızı da olsa kalkmak zorundaydı. zor bela bulmuştu işini çünkü.

dağ başındaki tarlasından topladığı meyveleri katırına sarıp ovaya, kasabaya getirir satardı. başında terini tutan mendilinin üzerinde kasketiyle sokak sokak katırıyla gezerdi. 

çingene zamanların tam ortasında “ne olacak şimdi?”, “yarın olacak mı?” en çok sorduğu sorulardandı herkes gibi.

portakalda vitamindi daha. tanrı sordu baban kim olsun, annen nasıl biri olsun. bir de kendine yaşayacağın bir coğrafya ve ırk seçmelisin. haa bir de din seç istersen. sen nasıl olsa araştırıp düşünüp kendin seçmek için uğraşmazsın. portakaldaki vitamin “düşündü” hımm dedi… sonra şöyle cevap verdi tanrıya: hadi layynnnn onu sen külahıma […]

artik orta asyadan ayrilma vakti gelip catmisti. atlara binildi cadirlar dürüldü  kervan yola cikacakti bombos dunyanin otlaginda. anadoluda suriyede yasayan bir kavim öğrendi bunu kil twitlerden.